”Lala bunlar ne iştir”

TEMPO Dergisi, 1999

Lokmacısı, kokoreççisi, ‘pıt pıt patlamış mısır’ satıcısı, helvacısı, kuruyemişçisi, özel okulcusu, otelcisi, perdecisi, pik döküm üreticisi, sandalye satıcısı, yalelli eşliğinde göbek atan dansçısı, ortalıkta şaşkın şaşkın dolaşan uyduruk yeniçerisi, ‘botanic garden’cısı, gözlemecisi, yayık ayrancısı, hatçısı, ebrucusu, kumpircisi, kaligrafı… Karşınızda Osmanlı ‘kültür ve eğlence merkezi’ Osmanlı Köyü. Bu arada lastik kız, Karagöz-Hacivat ve ortaoyunu gösterileri, çember çeviren kız, ateş yutan adam da mevcut. Panayır demeye dilimiz varmıyor, çünkü zamanında yapılsaydı ahaliyi isyana sürükleyebilir, imparatorluğun tez elden dağılmasına yol açabilirdi.

Sahicilikten uzak, döküntülüğe çok yakın bir ‘Osmanlı fuarı’. Ataköy 5. Kısım karşısında açılan Osmanlı Köyü geçen haftadan beri Osmanlı’yı ‘yaşatıyor’. Ama ne yaşatmak, kırk gün kırk gece sürecek bir ‘şenlik’ olarak düzenlenmiş köy, Osmanlı’nın 700. Yıl etkinlikleri içinde.

Köyün etrafı, son derece zevksiz, sarı kahverengi renkte, üzerinde sözüm ona Osmanlı desenleri olan ‘surlarla’ çevrili. Bunun dışında da ‘asıl surlar’dan bir parça var. Betondan, bir çocuk grubunun Pazar günü eğlenmek için yaptığı etkinliği çağrıştırıyor. Basbayağı, yolun bir kenarı gasp edilerek beton dökülmüş, kalıptan çıkmış kuleler oturtulmuş, aksi gibi betondan kurtuluş da zor.

Köyün kapısına geldiniz, derme çatma gişeden geçtiniz. Üstü başıyla yeniçerilerin kemiklerini sızlatacak adamlar tarafından içeri buyur ediliyorsunuz. Arada folklorik giysiler içinde –Kapalıçarşı’nın en ucuz kumuşlarıyla kotarılmış manken mi sahici mi olduğunu anlayamadığınız kızlar görüyorsunuz. İçerisi kültür şoku için birebir. Osmanlı adı kullanılarak düzenlenmiş bir ticaret merkezi burası, yok yok. Her şey Osmanlı! ‘Osmanlı Tatlısı’, ‘Şifalı Osmanlı Şırası’, ‘Tarihi Osmanlı Macunu’. ‘Osmanlı Tatlısı’ dedikleri mesela, kayısı ile yapılan ve Malatya Pazarı’nın Eminönü mağazasında bir ara deneyip satamadıkları bir ürün, buraya gelince adı ‘Osmanlı Tatlısı’ oluveriyor. Bu arada “Osmanlı’dan günümüze Tavukçu Kasabası Mudurnu’nun” hakkını yemeyelim. Siz bilmeseniz de her şey Osmanlı’ya gidiyor, zaten burası bunun için düzenlenmiş, öğrenip alışveriş yapasınız diye… Abant parkeleri bile var Osmanlı Köyü’nde, İstek Bilge Kağan İlköğretim Okulu’nun kayıt yenileme ve yeni kayıt işlemleri standı da. Ama zirve noktasındaki ürünler “Karadeniz Döküm’ün yağmur suyu ağır trafik ızgarası” ve ‘Kanal Muayene Baca Kapağı’. Yani bildiğiniz ‘logar kapağı’. Üstelik o da gerçek değil, bildiğiniz yağmur mazgalının kötü bir kopyası. Bakırköy Belediye iğreti standında kötü fotoğrafları çerçeveletip hem yaptıklarını hem de eski Bakırköy’ü öğrettiğini düşünüyor.
OSmanlı karikatur

Gözleme ye Osmanlı’yı yadet!

Gözlemecilerin arkasında yere serilmiş örtülere ya da küçük taburelere oturup yayık ayranınızı içip gözlemenizi yerken Osmanlı’yı yadediyorsunuz. Neyse ki bazı standlarda Osmanlı’nın hat sanatı, ebru, kaligrafi gibi sanatsal yanını gösteriyorlar. Minyatürler de Allahlık Alibey kategorisinde. Ama üzerlerinde güzel fiyatlar var; 40-50-60 milyon lira. Güzel eserler keşmekeşin arasında ezilip gidiyor. Unutmadan, Osmanlı’dan Günümüze Polis Bölümü, nereden toplandıkları bilinmeyen polis kıyafetleriyle dolu. Sultanların zamanında bu kalitede bir giysiyi güvenlik güçlerine giydirmeye çalışanın kesin kellesini uçurturlardı.
Osmanlı olur da çadır olmaz mı? Zaten hep çadırda yaşarlardı ya! Köyün ortasına bir çadır kurmuşlar, içinde ‘Brillant’ firmasının perde düzenlemesi yaptığı, yerdeki halılar dışında her şeyin yeniden imal edildiği bir Otağ-ı Hümayun bu. Tam ortada bir taht var ve tahtın üzerinde de organizasyonun üzerine dikilmiş bir tüy gibi gururla oturan ‘Sultan’ bulunuyor. İnsan ister istemez korkuyor. Her an Kanuni ya da IV. Murat mezarından silkinip gelecek ve organizatörlerin anlayacağı dilde “Lala bunlar ne iştir, bunlar hangi ortamlar, tez kelleleri vurula” diye haykıracak.

Bu kadar kültür teşhiriyle bilgilendikten sonra, sıra eğlencede. Her şey düşünülmüş. Önce ortaoyunu denemeleri yapan bir grup çıkıyor, sonra tek tekerlekli bisiklet üzerinde bir genç gösterisini sunuyor. Ve gümbür gümbür bir ses… Çadırın hemen dışında, top gibi bir ses gürlüyor; “Salla salla gül memeler çağlasın” sözleri eşliğinde beş altı kız ‘modern göbek dansı’ şöleni çekiyor. Ne miras ama! Arkasından, bildiğimiz bedevi müziği eşliğinde çıkan kız çember çeviriyor başarıyla. Adamın biri büyük cesaret göstererek ‘ateş yutuyor’. Osmanlı ne kadar da güçlüydü anlıyoruz o zaman.

Osmanlı Köyü, 700. Yıldönümü’nde sanki en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir ‘kepazelik’. Sergiyi düzenleyenlerin, Sultanahmet’te İbrahim Paşa Sarayı’nda yeni açılan ‘Savaş ve Barış’ sergisini, oradaki bakmaya doyamadığınız o çadırları, silahları, aletleri görmediğini kabul edelim. Peki Topkapı Sarayı’na da mı gitmediler hiç? Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin sürekli açık olan etnografi bölümündeki eserlere de mi yabancılar? Hangi hakla ve onayla koca bir alanı gasp edip Osmanlı adını kullanarak kendilerine çıkar sağlıyorlar?
Ve acı gerçek: Köyü Ankara kaynaklı Terminal Basın Ajansı (ne alaka ise) ile Başbakanlık düzenledi. Cumhurbaşkanlığı’nın da himayeleriyle hem de… ‘Muhteşem’ gala gecesinde köyün açılışını Devlet Bakanı Fikret Ünlü yaptı. Kültür Bakanı o aralar çok meşguldü herhalde. Osmanlı Köyü, İstanbul’un fethini eşek üzerinde Gümüşsuyu’ndan Taksim’e çıkarak kutlayan zihniyetin ürünü. Bu ülkede, en tepedekileri bile uyutup kafanıza göre bir Osmanlı imajına dönüştürüyor, bir de eğleniyorsunuz. Olan geçmişini öğrenme şansı sürekli elinden alınan, bunu Osmanlı’dan kalan kültür ve eğlence zannedenlere oluyor…
TarihiTarihi2