Belge ve Arşiv: Tarihin Avukatı

evinde

Radikal Kitap 11/11/2005

 MURAT METİNSOY

Medyadan, siyasetten uzak duran, hocaların hocası bilge bir tarihçi. Hamasete prim vermeden Osmanlı’nın özerklik ve birlikte yaşama modelini ortaya çıkartan, Türkiye’de belge ve arşiv çalışmalarının temelini atan Halil İnalcık ‘kendisini anlatıyor’

Halil İnalcık dershanesine davet Ünlü tarihçi Edward H. Carr, Tarih Nedir?’de tarihi anlamak için, tarihçinin yazdıklarından önce, tarihçinin kendisini öğrenmek ve anlamak gerektiğini söyler. Yine ünlü tarih felsefecisi Prof. Michael Oakeshott ise “tarih tarihçilerin yaşantısıdır” der. Tarih metni ile onu yazan arasında yakın bir ilişki olduğu aşikârdır. Tarihçinin kimliği, bilinçaltı, politik kaygıları yazdıklarına yansır. Tarihi anlamak için tarihçinin yaşantısını ve tarihçiyi bilmek ve anlamak gerekir. İşte Emine Çaykara’nın Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık’la yaptığı uzun ve ayrıntılı söyleşiden oluşan Tarihçilerin Kutbu: Halil İnalcık Kitabı tam bu ihtiyacı karşılıyor. Maalesef, Osmanlı-Türkiye tarihçiliğinde, tarih yazımı ve tarihçiler üzerine pek fazla ve nitelikli eser yoktur. Bu anlamda, Halil İnalcık gibi şeyh-ül müverrihin, tarihçilerin babası, vezir-i azam, tarih bilgini gibi lakapları olan büyük bir tarihçinin hayatını, çalışmalarını ve düşünce dünyasını ayrıntılarıyla ortaya döken bu kitap önemli bir boşluğu dolduruyor. Kitapta sadece tarihçinin genel bir yaşamöyküsü yok. İnalcık, bilimsel bulgularını, keşiflerini, Osmanlı tarihçiliğine yaptığı katkıları, bazen ayrıntılı bir şekilde, bazen kısa ve öz olarak anlatıyor. Kimi zaman teknik ayrıntılara da giriyor. Metodolojik açıklamalarda bulunuyor. Kitapta bir ‘tarih dershanesi’ havası oluşuyor yer yer. O nedenle, bu kitap uzun bir dönem içinde, Osmanlı çalışmalarına önemli ve sayısız katkılarda bulunmuş olan Halil İnalcık’ın tarihçiliğini bütün olarak anlamak için oldukça aydınlatıcı. Kitapta, İnalcık’ın tarihi ve güncel siyasi, ekonomik, kültürel sorunlar hakkındaki düşüncelerine, seyahatlerine, katıldığı konferanslara, aldığı ödüllere, onun rahle-i tedrisatından geçen onlarca insanın, meslektaşının, tanık olduğu dönemlerin siyaset adamlarının, kurum ve kuruluşlarının hayat hikâyelerine dair izler var. İnalcık gibi popüler yayınlardan, televizyon ekranlarından ve aktif siyasi tartışmalardan uzak, akademik inzivaya çekilerek kendini çalışmalarına vermiş bir tarihçinin hayatının ve düşüncelerinin ifşa edilmesi, kitabı daha da cazip kılıyor. Bir bakıma, “kendi ağzından Halil İnalcık’ın sözlü tarihi” özelliği taşıyor kitap. Halil İnalcık gelmiş geçmiş en önemli Osmanlı tarihçilerinden biri. Özellikle Osmanlı ekonomik ve sosyal tarihi üzerine çalıştı. Çalışmalarıyla Batı’da ve Türkiye’de Osmanlı tarihi üzerine yapılmış birçok tarih yorumunu eleştirdi. Gün ışığına çıkardığı yeni belgelerle Osmanlı tarihçiliğinde yerleşik yargıların değişmesini sağladı. Amerika’nın tanınmış üniversitelerinde profesörlük yapan onlarca Osmanlı tarihçisi yetiştirdi. Birçok üniversite ve tarih kuruluşundan çeşitli ödüller aldı. Tanınmış kültür ve tarih kuruluşlarına üye ve onur üyesi yapıldı. Şimdi Bilkent Üniversitesi’nin Tarih bölümünde… Üniversitenin Tarih bölümünün kurucusu. Sekiz bin kitaptan ve çeşitli arşiv belgelerinden oluşan kütüphanesini de Bilkent’e bağışlamış. Elindeki kaynaklarla bir İstanbul tarihi yazmak istediğini belirtiyor. Derslere girmiyor. Sadece seminerler veriyor.

Halil İnalcık kimdir? İnalcık 26 Mayıs 1916’da İstanbul’da doğar. Babası 1905’de Kırım’dan kaçarak İstanbul’a gelmiş bir Kur’an hafızı ve Türk milliyetçisidir. İnalcık babasından Kırım’daki Rus zulmünü dinleyerek büyür. Onun milliyetçiliğinde ve Rusya karşıtlığında bunun payı olsa gerek… Ailesi ticaretle uğraşır; hâli vakti yerinde bir yaşamları vardır. Atatürk’e tapılan, milliyetçi bir çevrede yetişir. 1935’te, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesine (DTCF) girer. Çalışma alanı olarak Osmanlı tarihini seçer. Bu arada Hukuk Fakültesi’ne de yazılır ve TTK’ya üye olur. Dönemin ünlü tarihçisi ve siyasetçisi Fuat Köprülü, İnalcık’ın çalışmalarını beğenir ve DTCF’ye asistan olarak alır. Doktora tezinde Balkanlardaki toprak sorunlarını inceler. O dönemde köycülük, toprak reformu tartışmaları ve toprak sorunu CHP’nin gündemindedir. Birçok Kemalist bürokrat, köylülerin kente gelip proleterleşmemesi ve topraksız kalıp isyan etmemesi için, köylünün topraklandırılıp köye bağlanmasını önerirler. Bunlardan biri de İnalcık’ın üzerinde etkisi olan Ömer Lütfi Barkan’dır. İnalcık, 1849-50’de Osmanlı devletine karşı Vidin’deki Bulgar köylü isyanını inceler. Konu o döneme dek sadece diplomatik ve siyasi yönleriyle incelenmiş; isyan, milliyetçi komitecilerin ve dış tahriklerin işi olarak görülmüştür. İnalcık ise isyanın sosyo-ekonomik dinamiklerini gösterir. İsyanın asıl müsebbibinin payitahta yakın varlıklı Müslüman toprak beyleri ile topraksız Hıristiyan Bulgar köylüler arasındaki toprak kavgası olduğunu iddia eder. Bundan sonra İnalcık sosyal tarihe odaklanır ve ‘Braudelci’ olur. Bulduğu yeni belgelerle 1951’de çok önemli bir makale yayımlar. O güne kadar kabul gören Osmanlı’nın Balkanlar’da fethettiği yerlerde Hıristiyan aristokrasiyi kılıçtan geçirdiği tezinin yanlış olduğunu iddia eder. Osmanlı’nın, fethettiği yerlerdeki Hıristiyan toprak beyleriyle anlaşmış ve kaynaşmış olduğunu gösterir. Osmanlı vergi ve asker karşılığında, onlara idari, ekonomik ve kültürel alanlarda özerklik tanımıştır. Bu makale ona 1952’de profesörlük yolunu açar. Gerçekten önemli bir tezdir bu. Osmanlı asimilasyoncu, dinsel temelli ve katliama dayalı bir fetih politikası izlememiştir. Pragmatiktir. Yerel egemenlerle anlaşmıştır ve kaynaşmıştır. Fatih’in ordusunda birçok Hıristiyan ve Sırp asker vardır. Fakat, İnalcık bunu ‘Osmanlı hoşgörüsü’ şeklinde idealize etmez. Osmanlı’nın İstanbul’daki vergi kapısı olan gayri Müslim cemaatleri koruyup kollaması gibi, bu sistemi de kendi çıkarları için yarattığını belirtir.  

Profesör olduktan sonra, Amerikan üniversitelerinden teklifler alır. Konferans ve ders vermek için Columbia, Chicago, Princeton, Harvard ve Indiana gibi tanınmış üniversitelerde bulunur. 1960’larda ODTÜ ve SBF’de dersler verir. Üniversitelerdeki ve ülkedeki çalkantılardan rahatsız olduğu için 1972’de çalışmalarını Chicago Üniversitesi’nde sürdürmeye karar verir. Yirmi yıl boyunca çalışmalarına orada devam eder. Bu arada diğer ülkelerin arşivlerinde de çalışır. Birçok makale ve kitap yayımlar. Çeşitli ülkelerde sayısız konferansa katılır. Eserleri birçok dile çevrilir. 1973’te İngilizce olarak yayımladığı The Otoman Empire: The Classical Age (1300-1600) Sırp, Hırvat, Yunan, Makedon, Ukrayna, Romen ve Arnavut dillerine çevrilir. Kitabın Türkçeye çevrilmesi ise 2003’ü bulacaktır.

Belge ve Arşiv: Tarihin Avukatı

İnalcık’ın Osmanlı tarihçiliğine tek katkısı tarih yazmak değildir. Bir başka önemli katkısı da yeni belgelerin gün ışığına çıkarılması ve arşivlerin oluşturulmasıdır. 1980’lerin ortalarında Türkiye’de Osmanlı Arşivi’nin kurulmasına öncülük eder. Belgeler, kanıtlar ve bunun için arşiv çalışması İnalcık için tarihçiliğin temelidir. İnalcık tahrir defterleri, mühime defterleri, kadı sicilleri, beratlar ve birçok yazma eseri incelemiş, bir kısmını da ya keşfeden ya da ilk kullanan tarihçi olmuştur. Belgenin keşfi ve sunumu, çalışmalarında en önemli yeri kaplar. İnalcık, bir bakıma tarihin avukatı gibidir. Belgelerin sunduğu kanıtları öne çıkarır. Diğer tarihçilerin yanlışlarını ve tezlerini bunlarla eleştirir, çürütür. Bu anlamda başarısında yeni belgeleri gün ışığına çıkarıp işlemek belki en önemli unsurlardan biridir. İnalcık’ın belge sevdası ve Osmanlı’yı olabildiğince farklı yönlerden anlamak isteği onu uzak diyarların arşivlerine ve müzelerine sürüklemiştir.  Onun belge düşkünlüğü genelde belge fetişizmi olarak eleştirilmiştir. Fakat, İnalcık’ın belgeciliği, belgeleri kuru kuruya betimlediği anlamına gelmez. Belgelere dayalı mikroskobik yaklaşımın yanı sıra, sosyal bilimlerin bütünü görmek için sunduğu teleskobik sosyal teorilerin o kadar da uzağında değildir. Bunu yaparken de, tek bir teoriye ve modele saplanmaz. Eklektik bir yaklaşım sergiler. Onun çalışmalarında, Marks’ın ‘sınıflı toplum ve sınıf çatışması modeli’ni de, Weber’in ‘statü modeli’ni de görmek mümkündür. Ayrıca, İnalcık tarih yazmanın da kendi tarihçiliğinin de o kadar da siyaset dışı bir uğraş olmadığının farkındadır. Konularını ve sorularını seçerken milliyetçi kaygılarla hareket ettiğini, Batı’nın Osmanlı tarihine yönelik çarpıtmalarını düzelttiğini belirtir. Ama konuyu incelerken objektif ve belgelere dayalı olduğunu ekler. Birçok milliyetçi-muhafazakâr tarihçinin tersine, Osmanlı toplumunu idealize etmez. Hamasete prim vermez. Örneğin Osmanlı’da padişahların genelde ayyaş olduğunu, ulemanın şaraba ve afyona düşkünlüğünü, eşcinselliğin olağan ve yaygın olduğunu, hatta oğlanları tasvir eden bir edebiyat türünün bile olduğunu, bazı padişahların annelerinin Rum olduğunu açıkça ifade eder. Yine, Osmanlı’nın farklı din ve kültürlere saygılı olan saygılı olduğunu iddia etse de, bunun ardında yöneticilerin ekonomik ve siyasi çıkarları olduğunu belirtir. Osmanlı ve İslâm hoşgörüsü edebiyatı yapmaz.   Dragosta

 Kitapta İnalcık’ın Türkiye’nin gündemini meşgul eden birçok siyasi, sosyal, kültürel konuya dair görüşleri de var. İlber Ortaylı’nın ifade ettiği gibi İnalcık genelde ‘fildişi kule’ye çekilmiş bir tarihçi olmuştur. Siyasi görüş ve inançlarını kamuyla paylaşmamıştır. Bu anlamda hep gizemini korumuştur. İşte kitapta bu gizem bir ölçüde ortadan kalkıyor. Rusya, Yunanistan, AB ve Amerika ile ilişkilerden Kıbrıs sorununa, Kürt sorunundan, Ermeni meselesine, Türk milliyetçiliğinden, Atatürkçülükten, laiklikten, CHP’den siyasi İslama, AKP’den TSK’ya kadar birçok konuda düşüncelerini açıkça ifade ediyor.   Tarihten bugüne siyasi görüşleri En çarpıcı nokta ise, İnalcık’ın Batı’nın Türkiye’yi yeniden Sévres’e ve bölünmeye sürüklediği kanısı… Ona göre TSK en güvenilir kurum. Batılıların Türkiye’yi zayıflatma emellerine ve ezeli rakip Rusya’ya karşı kendimizi savunmanın tek yolu ise Avrupa Birliği’ne üye olmak… Kürt sorunu konusunda ise pek alışık olmadığımız bir yaklaşımı var. Cumhuriyet’in Doğu politikasını tutuculukla eleştiriyor. 27 Mayıs sonrası Milli Birlik Komitesi’ne Doğu araştırmaları yapan bir enstitü kurulmasını önermiş. Öğrencilerine de o yıllarda Doğu’ya gidip tarihsel ve sosyolojik araştırmalar yapmalarını önermiş. İsmail Beşikçi bunlardan biri. İnalcık’ın tarih çalışmalarının önemli politik sonuçları da var. Osmanlı-Türkiye siyasi yaşamında daima bürokratların hâkim olduğunu savunan İnalcık’ın çalışmalarında da devletin ve bürokratların belirleyici olduğu görülür. Ona göre, “Bu bürokrasi vesayeti Başbakan Turgut Özal’la kırılmıştır. O zamana kadar bürokratlar devlete hâkim idiler, Özal dönemi o yüzden devrimdir.” Bu yaklaşım, bugün yaygın olan devlet-sivil toplum karşıtlığı düşüncesini hem güncel siyaset hem de tarih yazımı içinde yeniden üretir. İnalcık’ın patrimonyal Osmanlı devleti tanımlayışı Osmanlı-Türkiye geçmişini devlet-sivil toplum çelişkisi çerçevesinde kuran sosyal bilimciler için önemli bir destek sağlar. Geçmişin devlet-sivil toplum çelişkisi olarak kurgulanması ise, devletin ekonomiye müdahalesini azaltmayı öngören neo-liberal politikaları meşrulaştırır. Kitaptaki söyleşiler sadece İnalcık’ın mesleki kariyerine ve tarihe odaklı değil. Yaşamının gündelik ve insani ayrıntılarına da ışık tutuyor. İnalcık’ın dans ettiğini öğreniyorsunuz. Tango, vals, fokstrot… Klasik müzik ve caz dinliyor. Chicago’da arada sırada caz konserleri için barlara gidermiş. Futbola ilgisi var. Tuttuğu takım Fenerbahçe. Kitabı çekici kılan bir başka özelliği de, okuyucuyu tarihçiyle beraber hayli geniş bir coğrafyada sık sık seyahate çıkarması. İnalcık’ın sadece okuduklarıyla değil, gezip gördükleriyle de bilgisini zenginleştirdiği anlaşılıyor. Özellikle tarihini yazdığı coğrafyayı ve kültürleri sadece belgelerde ve tarihte değil, yaşadığı dönemde de ziyaret ediyor. Gezdiği yerlerin tarihi özelliklerinden bahsediyor. Dünya ve Osmanlı tarihine dair enteresan ve temel bilgilerle sık sık karşılaşıyorsunuz kitapta. Tabii hep ‘tarih’ değil… İnalcık parklara, bahçelere ve yemeğe düşkün. Gittiği yerlerin parklarından, yemek kültüründen, lokantalarından da kısaca söz ediyor. Özetle kitap, tarihi bir tarihçinin ayrıntılı sözlü tarihini sunuyor. Ayrıntılı ama, söyleşi olduğu için okuması kolay ve zevkli. Umarız diğer büyük tarihçi ve sosyal bilimcilerimiz için de benzer çalışmalar yapılır.