PROF. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

“MİLLET OTURUP CENNETTE NE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR”

(TEMPO 1997: Bugüne kadar 27 kitap yazmış olan Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün son kitabı “Yeniden Yapılanmak/ Kur’an’a Dönüş” adını taşıyor. Yeni Boyut yayınlarından çıkan kitap büyük ilgi görüyor. Satış rakamı insanların bu konuda ne kadar aç olduğunun bir ispatı; 150 bin. Ve piyasada korsan baskıları dolaşıyor. 325 bin liradan piyasaya sürülen kitabın korsan baskıları 125 bin liradan adeta kapışılıyor. Kur’an’ın çarpıtılmış yanları çk açık bir şekilde, sade bir anlatımla doğrudan Kur’an ayetleri ve hadislerle anlatılıyor.)

EMİNE ÇAYKARA. Siz sık sık İslam’ın özünden uzaklaşıldığını, bambaşka şekillere büründüğünü, bu gidişatın tehlikeli olduğunu söylüyorsunuz. Çözüm olarak ‘Kur’an’a dönüşü gösteriyorsunuz. İslamiyete bakıldığında Hz. Muhammed’in son döneminde başlayan sıkıntıların devam ettiğini görüyoruz. Onun döneminde de bazı sıkıntıların başgösterdiğini, ardından da kanlı bir şekilde devam ettiğini… Bu anlamda, İslam talihsiz bir din gibi. Hıristiyanlığın ruhban sınıf yüzünden çektiğini İslam dini de farklı yorumlar ve yanlış anlamalarla çekmiş gözüküyor. Sizce bu İslam’ın yoruma açık bir din olmasından mı kaynaklanıyor?

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK. Sorunlar asırlardır gitgide derinleşti; bugün artık çok belirgin ve rahatsız edici bir noktaya ulaştı. İslam, barış ve esenlik için Allah’a teslim olmak demektir. Ama peygamberimizin vefatından hemen sonra başlayan olumsuz gelişmeler bunu barış ve esenlikten çok bir kavga sistemi haline getirdi. Bunun temel sebebi, insan egosunun, menfaatlerinin Allah’ın rızasının önüne geçirilmesi oldu. Yani saltanat hırsı… Hıristiyanlıkta ruhban sınıfın yaptığını İslami kesimde de yer yer kurdular ama Kur’an onu istemiyor. Kur’an, dini, bütün insanlığın ortak yaradılış değeri olarak görüyor, birileri de bunu böyle görmek istemiyor, dava budur. ‘Allah olsun, peygamber olsun, ama bizim saltanatımıza, isteklerimize, üstünlüğümüze yarar biçimde olsun, aksi takdirde biz hır çıkarırız’ diyor. Bu, kirli bir şuurun uzantısıdır. Şirk’in, Allah’a ortak koşmanın uzantısıdır, değişik koşullarda da sürekli hortluyor. Peygamberin bir milim ötesinde ikinci bir aracı düşünmek şirk’i getiriyor, din din olmaktan çıkıyor. Dava bu, ‘biz Allah adına vekalet kullanmak istiyoruz’ diyen bir şuuraltı var; bütün peygamberler tarihinde bu var. Kur’an bundan şikayetçi.

-Peki İslam’ın çok farklı yorumlarının olması, yoruma açık olmasında mı kaynaklanıyor?
ÖZTÜRK. O bilgi meselesidir. Bilgiyi, düşünceyi Kur’an ibadet sayar, kutlar. Ama dikkat edin, bilim kişilerin değil, prensiplerin saltanatıdır. Kur’an zaten prensiplerin saltanatını alkışlar. Çünkü prensiplerde sömürü yoktur, Allah’ın kanunlarıdır prensipler; kaynağı Kur’an’dır. Ama Kur’an yerine kişi geçti mi prensiplerin yerine kişi geçer ve bu şirk olur.

-Kitabınızda yazmışsınız; Hz. Muhammed’in açıkça ‘benim ümmetimi gizli şirk mahvedecektir’ dediğini… Bugünkü tarikatlarla geldiğimiz nokta bir tür şirk’e düşme mi?
ÖZTÜRK. Bu, tarikatlarla ve mezheplerle yapılıyor. Hepsi örtülü bir şirk’in uzantılarıdır. Tabii, her mezhebin bilginleri bu kanaattedir manasında söylemiyorum, onlar ilim ve düşünce ürettiler ama birileri onları bu yolda kullandı, putlaştırdı, Allah ile insan arasına setler koydu. Şii dünyadaki masum imam inancı filan, hepsi bunun uzantılarıdır.

-Bugün ortaya çıkan sahte şeyhler de o zaman bunun iyice yozlaşmış şekli oluyor.
ÖZTÜRK. Tamamen. Allah’la insan arasında mutlaka olması, başvurulması gereken bir odak kabul eden her zihniyet şirk’i temsil eder. Bunu kabul etsin etmesin.

-Siz Sırat-ı müstakim’den, Allah’ın üzerinde bulunduğu yoldan söz ediyorsunuz. Kur’an’da Allah’la insanın adeta ortak bir çizgide birleştiğini, insana ‘Allah’ın yardımcısı’ sıfatı verildiğini söylüyorsunuz. ‘Allah ona yardım edene elbette yardım eder’ diyorsunuz. Ve Kur’an’da kaderin, insanın Allah’la birlikte yaşamasının istendiğini de… Bu alışılmış kader anlayışına ters düşmüyor mu?
ÖZTÜRK. Allah’la kul arasında en kısa yoldur Sırat-ı müstakim. Zaten Arap dilinde Sırat-ı müstakim, geometride iki noktayı en kısa yoldan birleştiren çizgi demektir. Kur’an, dini de ‘Sırat-ı müstakim’ diye tanıtıyor. Burada ne kadar aracı varsa din o kadar erozyona uğrar ve Allah’ın Allah’lığı askıya alınır. Bize bugün dikte edilen kader anlayışının dinle hiç ilgisi yoktur.

-Allah ‘kahhar’ (kahredici-yokeden) değil mi?
ÖZTÜRK. Kahhar, Allah’ın sıfatlarından biridir ama ben bugün anladıkları şekline karşıyım. O olmasa Allah’ın merhametinin hiçbir anlamı kalmaz. Kader, varlığın kanunları anlamında kullanılır Kur’an’da, değişmez. Kaderin o tarafını Allah yapıyor, o temsil ediyor ama insanın fiillerinin pranga altına alınması, şartlandırılması anlamında bir kaderi anlatmaz Kur’an.

-Yani insanların bugün kader diye niteledikleri aslında Kur’an dışıdır mı diyorsunuz?
ÖZTÜRK. Tamamen Kur’an dışıdır. Bir kelimeyle kader, tabiata egemen kılınan varlık kanunlarıdır. O değişmez, ötesi insanın fiillerine kalmıştır.

-Varlığın kanunları derken?..
ÖZTÜRK. Nasıl biyolojinin, fiziğin kanunları varsa… Su 100 derecede kaynıyor, bu kaderdir, değişmez. Tüm tabiat kununları… Zaten kader kelime anlamıyla ölçü demektir. O ölçülere Kur’an ‘kader’ diyor, onları Allah koyar ama insanın fiillerini Allah determine etmiyor.

-O ölçüleri insan mı bulacak?
ÖZTÜRK. İnsan ölçüleri kullanarak tekamül edecek.

-Allah’a inanıp salih ameller işlerseniz din hanesinde ne yazarsa yazsın cennete gidilebilir mi?
ÖZTÜRK. Üç şart getirilmiştir cennete gidebilmek için: Allah’a, ahirete inanmak ve ameli sâlih dediğimiz, insanlığın hayrına değer üretmek. Hiç hesap ve azap görmeden paldır küldür cennete gidebilir anlamında değil, ama sonunda kurtulur.

-Siz amel-i sâlih’in namazla oruçla kapatılamayacağını söylüyorsunuz kitabınızda. Hatta Edison örneğini veriyorsunuz. Yani din hanesinde Hıristiyan bile yazma önemli değil, öyle mi?
ÖZTÜRK. Hiç önemli değil. Üç şart önemli. Kur’an’ı Kerim nüfus kağıdı takip etmez.

-Müslüman olmak değil mümin olmak önemli yani…
ÖZTÜRK. Zaten müminin geniş manası budur. Mümin kelimesi Kur’an’da iki manada kullanılır. Çok teknik, özel manasıyla Kur’an’a inanmış insandır mümin. Esas manası peygamberlerin getirdiği mesajın ortak değerlerine inanandır. Allah’a, ahirete, amil-i sâlih/ insanlığın yararına değer üretmek. Bunları yapan adam zaten mümindir.

-Şûra ve bey’at’tan (seçim ve onay) bahsediyorsunuz. Bu açıklamalarla İslam’ın içinden çoğu insanın bilmediği bir demokrasi çıkıyor karşımıza. Raina; koyun gibi gütme yasaklanmış Kur’an’da. Hatta insanlara ‘kötü yöneticilere karşı olun’ denilerek isyana yönelten bir onay bile var, ‘değiştirin onu’ diye…
ÖZTÜRK. Tabii, değiştirin onu. Bu değiştirme ne kadar kansız ve kavgasız olursa o kadar iyi. Kur’an’daki şûra ve bey’atın çağdaş terminoloji içindeki ifadesi demokrasidir, o yana bu yana çekmenin bir alemi yok.

Peygamber bile yönetirken şûraya tabii imiş, yani Hz. Muhammed bu uygulamayı zamanında yapmış.
ÖZTÜRK. Tabii, önce onun şahsında uygulaması yapılmış. Yani yönetim ancak şûra ve bey’ata bağlı olacaktır. Peygambere bile peygamberliğinin bir icabı gibi, kitleleri devlet başkanı sıfatıyla yönetme hakkı tanınmamıştır. O hakkı ve yetkiyi kullanacağı zaman şûra ve bey’ata gidecek. Yani yönettiği kitleden onay alacak. Ama peygamberliğiyle ilgili insanlara bir şey söylediğinde hiç kimseden onay almaya ihtiyacı yok. Ama insanları devlet yöneticisi sıfatıyla yönetmeye kalktığında onlardan onay alacaktır. Demokrasi, seçim işleyecek. Kendi hayatında bunun için beş-altı defa onay almıştır, kadın erkek hiç ayırmadan.

-Bugün Müslüman dünyada tembellik ve kadercilik görülüyor. Oysa siz kitabında Hz. Muhammed’in kıza Fâtıma’ya ‘peygamber kızı olmana güvenme, benim ölümümden sonra sırtüstü yatma’ dediğini belirtiyorsunuz.
ÖZTÜRK. Kur’an dışı bir kadercilik var çünkü bugün. Bu, insanları vurdumduymazlığa ve bedavacılığa itmiş, Ortadoğu’nun çektiği acının arkasında bu yanlışlık var.

-Sizce nasıl düzelecek bütün bu yanlış anlaşılmalar, umutlu musunuz?
ÖZTÜRK. Kur’an’a bakarak beklenen noktaya gelecekler yahut gelemeyecekler ve kıyamet kopacak. Başka yolu yok. Çünkü Cenab-ı Hak göndereceğini göndermiş, prensipleri vermiş, ‘uymadığınızda bir daha peygamber göndermeyeceğiz’ demiş: ‘Yaptıklarınızın cezasını ödeyeceksiniz.’ ‘Ben Müslümanım’ demekle bunun dışına çıkmak mümkün değil.

-Biraz kadın erkek ilişkisine gelirsek… İnsan sizce yüreğini ilahi olmayan bütün aşklara kapalı mı tutmalı?
ÖZTÜRK. Nereden çıkıyor bu? Bütün varlığı seveceksiniz; doruk noktasında Allah var. Öyle zıplayarak Allah’a gidemezsiniz. Zaten İslam bilginlerinin hiçbiri onu kabul etmez. O varlıktan yürüye yürüye Cenab-ı Hakk’a gider ve Cenab-ı Hakk’tan başlayarak varlığa gelir; varlığı dışlamak söz konusu değil.

-Bugünkü dünyada kendi İslami diye niteleyen ve kadınlara kısıtlama getiren bir kesim var, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖZTÜRK. Bunların ortaya koydukları –ne inanç sistemi, ne de yaşantı- Kur’an’ın istediği değildir, içinden cımbızla çekmeyin. Umumi söyledim. İslam’ın geldiği devirdeki örfleri ihya etmek İslam’ı yaşamak değildir. İslam’ın getirdiklerini yaşayacaksınız.

-Kadınlara yönelik sureler de var ama…
ÖZTÜRK. Kur’an’ın dediği kadarıyla var tabii. Ama bugün uygulanan Kur’an’ın dedikleri değil, herkesin kendi örfleri…

-Kapanma da örfe mi giriyor diyorsunuz? Kadının saçından sesinden tahrik olma örneğin…
ÖZTÜRK. Ben burada masa başında bunu tayin edemem. Kur’an’ın dediğini Kur’an’dan öğreneceksiniz. Dışarıdaki adamın dediğiyle ilgilenmiyorum. O istiyorsa onu yaşasın, ben bilemem. Din yapmaya çalışırlarsa ona karşıyım. Ama Kur’an’ın tabii ki bir tesettür anlayışı var, bir hayat modeli getiriyor. Tabii, öyle fotoğraf çekerek, milimetrik ölçülerde değil bu. Yapsa zaten evrensel olmaz. Çok global ölçüler getiriyor; o ölçüleri korumak koşuluyla sayısız tercih kullanabilir insanoğlu. Bu tercihlerden birini öne çıkarıp ‘din budur’ demek yanlıştır.

-Bugünün dünyasında kadın adeta tehlikeli bir unsur gibi, neredeyse şeytan gibi de gösteriliyor.
ÖZTÜRK. Ben öyle görmüyorum. Kadın bütün dünyada, Batı’da da sömürülüyor, sadece İslam dünyasında değil. Her devirde sömürülmüş, bugün de sömürülüyor.

-Yani bu bir tür sömürü, Kur’an’da böyle bir şey yok diyorsunuz.
ÖZTÜRK. Bu bir hegemonyadır.

-Erkek hegemonyası yani…
ÖZTÜRK. Kadına da sonsuz fırsat verirseniz o da erkeğin üzerinde hegemonya kurmak ister. Bu insanın egosunda var, kadında yok değil ki. Ama kadın uzun zaman baskı altında tutulduğu için yapamıyor. Dengeyi bozduğunuzda, bunu ister kadın ister erkek kullansın, aynıdır. Bugüne kadar hep erkekler kullanmış.

-Kur’an-ı Kerim’deki sureleri kendilerine göre mi yorumluyorlar diyorsunuz?
ÖZTÜRK. Herkes kendine göre yorumluyor. Kur’an’ı, Kur’an’ın anladığı biçimiyle anlamadı insanlar maalesef. Herkes kendi egemenliğini kutsallaştırmak istiyor, bunu bugün erkekler yapıyor, yarın belki kadınlar yapar.

-Siz kitabınızda cennetten bahsediyorsunuz. ‘Cennet bir seks oteli değildir’ diyorsunuz, öte yandan insanlar cenneti düşünerek bazı hayaller kuruyor hatta yatırım yapıyor.
ÖZTÜRK. İnsan neden kendinden başkasının cennete girmesini istemez? Demek ki nefsinin iştahları için bir tatmin yeri olarak görüyor orayı. Bunu Ortaçağ’da Hıristiyan papazları yapıyordu, bugün de Müslümanlığa soktular bunu. İslamın içinde bunu yapanlar var.

-Kur’an’da cennet tanımında böyle bir tasvir var mı?
ÖZTÜRK. Ne diyeceksiniz? Millet oturup cennette ne olduğunu düşünüyor. Benim aklım böyle saçmalığı almıyor. Allah’ın sizi nimetlendireceği bir zemindir cennet. Oraya gittiğinizde göreceksiniz. Burada hesabını yapmak, fotoğrafını çekmek doğru değil ki. Kadın da var, erkek de var cennette. Kadınlara erkek, erkeklere de kadın… Niçin olmasın? O da hayatın nimetleri içinde. Kur’an sadece erkeklere deyip kapatmıyor ki…

Folio_from_a_Koran_(8th-9th_century)Qur'anic_Manuscript_-_Maghribi_script

PROF. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK: ”NE DİN ELDEN GİDİYOR NE DE REFORM YAPILIYOR.”

(1997)

EMİNE ÇAYKARA. Son günlerde dinle ilgili tartışmalar hızlandı; gerek Türkçe ibadet gerek cenaze namazı tartışması ile farklı bir noktaya gelindi. İslam âlimi Fazlur Rahman’ın yıllar önce söylediği gibi Türkiye, İslam’ı doğru anlayıp değerlendirilen ülke olma özelliğinde aşama mı kaydetmek üzere?

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK. Tek ülke demişti Fazlur Rahman. Cumhuriyet sayesinde Türkiye’nin öyle bir şansı oldu. Ama maalesef Türkiye’de İslam’a karşı olanlarla İslamı hurafeye boğduranlar el ele vermişler. Şirketleşmiş, sektörleşmiş, dinin ülkede anlaşılmaması için her türlü şeytanlığı sergiliyorlar. Bunun önüne geçecek olan halktır. Halk, heyecanları sömürülerek uyutulmuştur. Halk, doğruyu bulur; bugünkü medyadaki tartışmaların esası budur. Bunlar, dincisi dinsizi, halkı bir türlü adam görmedikleri için “Bu adam görmedikleri için “bu da nereden çıktı” diye bağırıyor. Bu, halkın ihtiyaçlarından, arzularından, arayışından çıktı. Halkı, birileri bir şeyleri empoze etmese düşünemeyen böcek gibi görüyorlar; senelerce bu suçu işlediler, devam ediyorlar. Halk bunlara şamarı indirecek. Halkı mezra kalıntısı gibi, gerizekâlı görüyor. Milyonları, milletin gözünün içine baka baka geri zekâlılıkla ithal ediyorlar, bunu yapanların içinde profesör seviyesinde insanlar var. Halka bakışları budur.

– Ne yapmak gerekiyor?
ÖZTÜRK. Din ticareti, sömürüsü yapmayanla gerçek temiz aydınların halka yardımcı olması lazım. Tabii sağdan soldan bu insanların etkisiz kılınması için sürekli provokasyonlar, kafa karıştırmalar, saptırmalar yapılıyor. Dişleri dökülmüş bir yığın ruh hastası, halkı tahrik ediyor. Hiçbir yere varamazlar. Halk aldatıldığının farkına varmıştır. Son yüzyılın en büyük şansı budur. Bu, fevkalade önemli; bizim halkımızın tüm aldatma zulümlerine rağmen bu noktaya gelmesini de Allah tarafından sevilmesinin işareti olarak görüyorum.

– Değişme yolunda ciddi birtakım adımlar atıldı.
ÖZTÜRK. Kesinlikle. Bu durmaz, halk, yumağın ucunu yakalamıştır. Öbür ucuna kadar yüzlerce yalan vardır halka yutturulmuş, bir bir ortaya çıkaracak. Biz de halka yardım edeceğiz. Herkes biliyor, başta da halkı kandıranlar. Bunu itiraf ederlerse saltanatları mahvolur. Yapamazlar, “Biraz daha idare edelim” diyorlar. Hapsi de uzatmaları oynuyor.

Hazreti Muhammed “Her devirde ümmetim içinden biri çıkar ve dini tecdit eder” diyor. Yani yeniden yapılandırır. Reforma karşı çıkıp yeniden yapılandırmayı kullanıyorsunuz siz de kitaplarınızda. Bu, bir görev gibi mi algılanmalı?
ÖZTÜRK: Görev veriyor, bu peygamberimizin ifadesiyle aydına verilmiş bir görevdir. Bundan kimse söz etmiyor. Çünkü bu aydının temel işlevi devreye girdiğinde yalancıların aleyhine olur. Peygamberimizi bloke ediyorlar, onun esas bize hayat verecek yönünü asla halka anlatmıyorlar, bunu birtakım Bedevi desenlerle örtüyorlar ve gerçek yaratıcı varlığı sürekli biçimde gözden kaçırıyorlar.

– Siz, ‘Yaşar Nuri İslam’ı diye yeni bir model oluşturmak, sünnete ve hadislere karşı çıkmakla suçlanıyorsunuz bazı yazarlar tarafından…
ÖZTÜRK. Öyle bir şeytani tuzak kurmuşlar ki Hz. Peygamber’i bize gerçek ruh verecek kişiliğiyle tanıtanları da sünnete, hadislere karşı çıkıyor şeytani edebiyatıyla etkisiz kılmaya çalışıyorlar. Halbuki peygamberin esas sünnetini katledenler kendileridir. Eğer onlar gerçekten peygamberin sünnetinden bahsetselerdi İslam böyle olur muydu? Yedi asırlık tablo ıslak paçavra gibi bunların yalan söylediğini suratlarına vurarak dünyaya gösteriyor, bunlar hâlâ yalanlarına tedavi çaresi arıyorlar. Çağın ortaya koyduğu süratli gelişmeleri, halkın bağrındakini, nasıl bir arayış içinde olduğunu görememekten kaynaklanıyor bunlar. Ben Kur’an’ı anlatıyorum, benim anlattığımı anlatan yüz civarında ilahiyatçı bilim adamı var. Din adına Kur’an dışı hiçbir şey söylemedik. İnsanımız adına da akıl, bilim ve ülke gerçeği dışında hiçbir şey söylemedik. Zamanın yalanladığı tespitim yok. Aydın halkın gerisinde, bunu itiraf edemiyor. Şimdi halkın peşinden koşuyor, halk yakalıyor, aydın tartıyor. Halbuki bunu aydın gündeme getirecek halk da onu izleyecekti, tersi oluyor bizde maalesef.

– Bir dergide ’28 Şubat Kararları’nın devamı gibi gösteriliyorsunuz. Oysa yirmi yıldır aynı şeyleri yazdığınızı biliyoruz, bugün medya sizinle bu kadar ilgilendiği için bazıları tarafından yeni fark ediliyorsunuz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ÖZTÜRK. Beni “28 Şubat Kararları’yla bağlantılı gösterdikleri için bunların hepsini iftiracı olarak lanetliyorum. Kur’an, iftiracıları lanetlediği için lanetleniyorum. Ben insan zannedip oturup konuşuyorum, sonra gidip fesat çıkarıyor, iftiracılık, mendeburluk yapıyorlar. Halk senelerdir şamar atıyor bunlara, farkında değiller. İnsanlık suçu işliyorlar. Allah da bu halkı bunlara karşı ödüllendiriyor. Bunların 100 sene sonra fark edeceği şeyleri halkın gönlüne ilham ediyor. 28 Şubat dünkü olay, son on yılda neler oldu din adına, hangi iniş çıkışlar sergilendi. Hangi yalanlar, karşı çıkışlar dikkat çekti. Bunları halk görüyor, muhasebesini yapıyor, sonunda yeni arayışlar içerisine giriyor. Medya ve iletişim imkânları da halka destek veriyor. Bunlar atık gibi halkın arkasından geliyor. Raia mantığıyla, davar gibi görüyor halkı, anlayın artık işte, bu halk sizden daha üstün kalitede ve sizi yönlendiriyor. Koca bir dergi geliyor benimle konuşuyor. 30 yıldan beri söylediğim şeyler, sanki dün akşam söylemişim gibi. bir fikir adamı alışılmışa ters şeyler söylendiğinde önce tepki görür, bir süre sonra zaman söylediklerini doğrulayınca bu defa halkın gönlünde taht kurar.

– Sizce sorun nereden kaynaklanıyor?
ÖZTÜRK. Bu ülkenin iki yarası var: biri sahte aydın, birisi de sahtekâr politikacı. Ülkenin yarınlarını satıyor bunlar. Türkiye bu politikacılar ve aydın taslaklarıyla 21’nci girmek istemiyor. Halkın direnişi budur, bunları aşmak, hizaya getirmek istiyor. Bunu kabullenemediklerinden askerin üstüne atıyorlar, 28 Şubat diyor, bilmem ne diyor. Ben askerlerin beni okuyup seyrettiğinden bile kuşkuluyum. Kaldı ki ben 30 yıl önce ne dediysem onları tekrarlıyorum. İlk başta kıyametler koparan fikirlerimi zaman, doğruladı. Zaman en adil yargıçtır. En tutarlı filozoftur. Bu fark edildiği için biz bir taraftan eskiden bize karşı olanlardan ödül alıyoruz, öbür taraftan okumayan, okumak için direnen birçok çevreden övgüler alıyoruz.

– Kim bunlar?
ÖZTÜRK. Hepsi var. İçinde hurafecilerin ağına düşenler de var. Enteresan bir kaderim var benim. Türkiye’de bu fikirleri ortaya attığınızda bana, “En tehlikeli yobaz budur. Humeyni’den bile tehlikelidir bu” diyorlardı. Birileri de “Bu zındıktır” diyordu.

– Kimseye yaranamıyorsunuz.
ÖZTÜRK. Evet, bezginlik göstermedik, Allah bizim gönlümüze doğru yolda olduğumuzu ilham etmiş. Kur’an da bizim denetçimiz olarak sahip çıkıyordu. “Doğrusun yürü” diyordu, çıktı ortaya. Daha neler çıkacak, durun acele etmeyin. Yirmi yıl önce söylediğimiz ama henüz yakası açılmayanların da günü gelecek. Durun daha, zaman doğrulayacak onları da…

– Herhalde değişim bir seferberlik işi. Oysa Diyanet biraz geç tepki veriyor gibi gözüküyor. Siz cenaze namazıyla ilgili açıklama yaptıktan sonra onlar, “Olur tabii” diye açıklamada bulundular.
ÖZTÜRK. Çok güzel bir örnek verdiniz. Ramazanın üçünde İzmir-Karşıyaka Müftüsü cenaze olayını uygulamaya koyuyor, “Din elden gidiyor” diye dört yanda ‘din tüccarları’ feryat ediyor. Dinsizlik tüccarları da dinde reform yapılıyor diye… İkisi birlikte çalışıyor bunların zaten. Gayet açık bu. Bir tanesi başladı mı diğerlerinin ne diyeceği bellidir. Aradan bir hafta geçiyor Diyanet açıklıyor, ilim adamları söylüyor, bir de bakılıyor elden giden bir şey yok. Peygamberimizden beri olan bir gerçek uygulanmadığı için gözden kaçmış, yok sanmış. Ne din elden gidiyor ne de halkın çok gerilerinde kalmış, aynı zikzakları, aynı tutarsızlıkları sergiliyor. Durmadan, İslam kaynaklarının asla kabul etmeyeceği fetvalar veriyor. Diyanet İşleri Bakanı ile Din İşleri Yüksek Kurulu aynı tele vurmuyor. Başkanın, bilgisi de var, kafası da aydınlık bir insan eme bir türlü rotasın oturup şu milletin önünde açık yüreklilikle inandıkların söylemiyor, kıvırıyor. Din İşleri Yüksek Kurulu bir fetva çıkarıyor, reisle konuşuyorsunuz, başka türlü söylüyor, söylememesi mümkün değil, o kaynakları okumuş biliyor. Din İşleri Yüksek Kurulu bir ilim ve fıkıh kurumu değil, siyasal kurum gibi kararlar veriyor, havayı koklayıp en az dedikodu olacak şekilde lafı idare edip işin içinden çıkıyor. Bu, ülke için büyük bir talihsizliktir. Göz göre göre ellerindeki kaynaklara ters kararlar verip siyaset yapıyorlar. Bunun durdurulması lazım.

– Kaplumbağa adımlarıyla ilerleniyor bu yüzden ya da ilerlenemiyor.
ÖZTÜRK. Bu ülkede politikacılarla aydınlar, ‘Aşil’in kaplumbağalarına halk da Aşil’in atına benziyor. Kaplumbağalıktan kurtulmak zorunda. Halk, bunları Aşil’in atı durumuna getirir, kanat da takar. Allah’ın yer yüzünde uzanan eli gibidir halk. Cenab-ı Hak gücünü halkta tecelli eder. Halka kucak açıp iyi niyetle onunla barışmak, değer vermek lazım. Onu demirbaş kabul etmek lazım, bunu yapamıyorlar. Bunu 21’nci yüzyıl taşır mı? Taşımaz, bu kabak bir yerde patlayacak. Halka dua etsinler ki bu kabağı başlarına patlatmıyor da şurasını burasını çizerek bunların da uyanmasına vesile oluyor. Bu da onun büyüklüğü. Kalkıp, “Siz bana yıllarca ölülerimin arkasından dua etme hakkını niye ‘dinde yok’ diye sakladınız” diyebilirdi? Kıyamet koparabilirdi. Koparmıyor.

-Nasıl yani?
ÖZTÜRK. Cenaze namazı örneği. Siz çocuğu ölmüş anneye nasıl ‘çekil’ dersiniz? Baba sen kıl, anne çekil. Böyle din olur mu? Söylemiş midir böyle din? Bunu dayattınız. Bunu fark eden halk ortalığı birbirine katsa ne olacak? Bir hafta içinde üç dört tane yalanları ortaya çıktı. Halkın basiretine, sabrına bakın. Halk, öbür yalanların altında ezilmesin diye meselenin tartışılmasını istiyor.
Chinese_quranAndalusQuran. 12 century-JPG

“VARSAYIN Kİ ÇIPLAK UYARICIYIM”

EMİNE ÇAYKARA. Çıplak uyarıcı demekle ne kastediyorsunuz?
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK. Bu Arapça’dan alınmış bir tabir; el nezir el uryan. Benim yorumum değil. Bir defa peygamberlerin sıfatı. Peygamberlerin yolunda irşada bulunanların da sıfatı. Kur’an’da 130’a yakın yerde bu kelime ve türevleri –isim, fiil, sıfat olarak- kullanılıyor. Kur’an bu kelimeyi kullanarak “uyaracaksınız” diyor. Herkes uyarıcıdır, derece derece. Ama ilim ve fikir zenginliği ne kadar fazlaysa seviyesi de o kadar yüksek olur. Bir şeyi çok net, çok sistemli, çok evrensel, çok önemli fikirler ortaya koyacak şekilde yapanlara da çıplak uyarıcı diyoruz.

– Bu göreceli bir şey değil mi?
ÖZTÜRK. Ona tarih karar verir. Objektif kriterleri vardır; terim uyarıcılığın omurgasına bilgi koyuyor, iki dürüstlüğü, üç fedâkarlığı.

– Depremden sonra Yaşar Nuri Öztürk’te bir değişim mi oldu?
ÖZTÜRK. Hayır, depremden sonra değil. O benim fikir hayatımın, sürecin bir icabı. Teoriden pratiğe yaşanan hayata geçişe, daha krestalize şeyler söylemeye başladığınızda işin içine siyaset girer. Ben politikacı değilim, Pazar yeri politikacılığı yapmam ama siyasetin hiçbir zaman dışında kalmam. Doğrduru, üslubum sertleşti, bilesiniz bundan sonra dahada sertleşecek.

– Neden?
ÖZTÜRK. Türkiye giderek lafı gevelemekten rahatsız olacak noktaya geliyor. Türkiye’yi sevenler açık ve net konuşmak zorunda. Siz yamukluklar sürekli artıyor diyecek, sonra da lafı dolandıracaksınız. Bu, onurlu bir aydının yapacağı bir iş değildir.

– Şimdi öyle bir dönemde misiniz?
ÖZTÜRK. Tabii, ben insan ilimleri uzmanıyım: hukuk, ilahiyat ve felsefe. Üçüde insanla ilgili. İnsanı tanırım. Muhatabıma nasıl söylersem o bunu anlar, biliyorum. Ben teorik olarak ihtimalleri söylüyorum. Kararımdan ya da geldiğim noktadan söz etmiyorum. Ben ilk gittiğimde 500 kişiye hitap ettiğim yerlerde bugün 7-8 bin kişiye hitap ediyorum. Öyle, onun bunun gakgukuyla işi askıya almam.

– Malum yazıdan devam edelim. Siz kendinizi nezir (uyarıcı) olarak mı görüyorsunuz.
ÖZTÜRK. Türkçe’sini kullanalım. Uyarıcı. Uyarıcı olarak görüyorum tabii. Bütün aydınları da uyarıcı olmaya çağırıyorum. Çok aydın var böyle gördüğüm.

– Kim mesela? Atatürk diyorsunuz.
ÖZTÜRK. Elbette… Bugün yaşananlardan söz edelim, Hayrettin Karaca. En başında gelir. Ahmet Mete Işıkara benim için uyarıcıdır.

– Deprem uyarıcısı mı?
ÖZTÜRK. Hayır efendim, çok şey söylemiş dinlenmemiş, ben onun tahliline girmem. Siyasette de var. Sesleri bloke ediliyor, dinlenmiyor, sesleri çıkmıyor.

– Mübelliğ, yani tebliğ eden misiniz?
ÖZTÜRK. Bunlar aşağı yukarı aynı anlama gelir. Bütün müminlerin sıfatıdır. Başkalarına Tanrısal gerçeği, varlık kanunlarını, insan onurunu ve hayatın realitelerine anlatan demektir. Öyle işi fazla hacıyağına boğmayın. Netleştirelim: Tanrısal iradeye uygun insan mutluluğuna yardımcı, hayatın güzelleştirilmesinde, rol alabilecek değerleri insanlara ulaştırmak. Mübelliğ bunu yapan kişi.

– Yazınızda bahsettiğiniz kavramlar müçtehit (Kur’an ayetlerinden, hadislerden hüküm çıkarma gücündeki bilgin) ve müceddit (şekil veren, yenileyen) misiniz?
ÖZTÜRK. Bütün bilim adamları müçtehittir. Saklanacak bir şey yok. Bir bilim adamı çıkıp ‘ben içtihat yapabilirim’ dese, milletin yüzü bir karış asılıyor.200 küsur ilahiyat profesörü var Türkiye’de, her biri bir mertebede müçtehittir.

– Uyarıcı değiller mi?
ÖZTÜRK. O, bir ortaya çıkma kitleselleşme olayıdır. Herkes bu riski göğüslemez. Biraz farklı, ama bütün bilim adamları müçtehittir. Müceddit ayrı, müçtehitlerin içinden daha yukarı bir boyutta birtakım yeniden yapılandırmalara kapı aralayan insan. Her müctehid müceddit değildir. Ben müceddit miyim? Öyle bir karara varamam. Mübelliği ve uyarıcı olduğumu söylerim, çünkü Kuran’ın talebesiyim. Mesela mehdilik derseniz karşı çıkarım, çünkü böyle müspet bir kavram yok. Ben tv ekranlarından bu kelimeyi kullanarak sahtekârlık yapanlarla yıllarca mücadele ettim, şimdi benim mücadele ettiğim pislikleri bana sıçratmaya nasıl kalkarlar?

– Siz yazınızda, çıplak uyarıcı 100 yılda bir gelir diyorsunuz. Kimdir bu çıplak uyarıcı?
ÖZTÜRK. Olması lazım, onu tarih belirleyecek.

– Ama siz biliyorsunuz.
ÖZTÜRK. İlkesel olarak bunun böyle olması lazım. Diyeceksiniz ki ‘gelmemiş, başlamamıştır’, oda sizin teziniz, dinlerim bunu.

– Siz nereden çıkarıyorsunuz? Çok eminsiniz.
ÖZTÜRK. Ben nereden çıkarıyorum? Çektiğim fikir çilesinden, öğrendiğim ilkelerden, fikir tarihinden, dinler tarihinin verilerinden, peygamberimizin ve Kura’an’ın verilerinden bu kaanate varıyorum. O verilere sahip olamayan bir kaanate varamaz.

– Siz kendinizi mi çıplak uyarıcı olarak görüyorsunuz?
ÖZTÜRK. Ben bilemem. Hayır.

– Ama yazınızda biliyor gibi bahsediyorsunuz.
ÖZTÜRK. Var. Kur’an’la benim kurduğum dostluk kadar dostluğunuz olsa, oradan o sonuçlara varırsınız.

– Kur’an’ı baş vuracak tek kitap olarak gösteren ve aracıları reddeden bir Yaşar Nuri’yi biliyoruz biz. Çelişki yok mu?
ÖZTÜRK. Hiçbir çelişki yok. Sizin Kur’an’ı bilmemenizden kaynaklanıyor. Ben ‘aracı’ diyorum, yani peygamber ve onun getirdiği kitap dışında kimseyi sokmayın aranıza diyorum. Binlerce ayetinde, bilime itibar edeceksiniz, bilim hayatınıza yön verecek, Allah’ı bile bilimsiz bilemezsiniz, diyor. Ben bilim adamıyım. Tutarlıdır, hiç çelişme yoktur. Ben dediğim gayet iyi biliyorum, Allah utandırsın.

– Çıplak uyarıcıyı dinlemezsek depreminde içinde olduğu toplumsal felaketler mi yaşayacağız?
ÖZTÜRK. Şimdi ben, bu kitle 9 asırdır Kur’an’ı okumuyor diyorum. Yüzyıllar birikmiş açıklarını kapatması için ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Kur’an’ın atıf yaptığı yardım. Nedir? Bilim, akıl, insanlık değerleri. Bende bilimin bir şakirdi olduğuma göre, bendende yardım alacak. Bana bazıları diyor ki, aracılar olmasın diyorsun ama sen nesin? Ben Kur’an’ın adreslerine gitmeyin, nasıl derim. Benim gibi adreslere gideceksiniz. Bunu Kur’an söylüyor. Ayıracaksanız bunları.

– Depremin oluşu çıplak uyarıcıyı dinlememekten mi?
ÖZTÜRK. Bunu söylemek hezeyandır. Uyarıcıları dinlememek depremin yaralarının birkaç kat büyümesine yol açar. Uyarıcıları dinlememek depremin açtığı yaraların büyümesine yol açıyor.

– Sizden sonra sizin arkanızdaki insanların ne olacağını hiç aklınıza getirdiniz mi?
ÖZTÜRK. Kur’an ortada, bilimde akılda ortada. Kubbenin altı boş kalmaz, mutlaka biri gelir. Bugünde uyarıcılar var. Bu şöyle. En önde giden biraz kenara çekildi mi öbürü öne geçer.

– Birçok önde giden olmaz mı?
ÖZTÜRK. Bu, varlık kanunlarına aykırıdır. Siz hiç dört lokomotifli tren gördünüz mü? Ama yüz vagonlu tren olur. Hatta başka bir şey söyleyeyim. Şu anda benden daha sert uyarılar yapmaya başlayanlar var, çıktı.

– Neredeler?
ÖZTÜRK. Arayın bulun.

– Peki sizce doğru kavram ne?
ÖZTÜRK. Benim karşı olduğum o kelimeyi kullanmasınlar. Mehdilik… Onun dışında, bilim adamı deyin, uyarıcı deyin, mubelliğ deyin, hepsinde benim biri ölçüde payım var. Kalıyor o çıplak uyarıcı. Har yüz yılda gelen. O kimdir? Ha bu yüz yıldaki kimdir? Onun ilkelerini, kimlik kartının sahibi olacağın donelerini biliyorum. Ama kimlik kartının üzerine bir isim yaz demeyin. Bunu tarih yazacak. Birisi çıkıp diyor ki, o sensin. Bana soruyorsun o zaman. Senin fikrine katılır ya da katılmam. Ben yazamam o ismi.

– Yazınızdan çıplak uyarıcının siz olduğunuz çıkıyor.
ÖZTÜRK. Varsayın ki öyle. Bunun mehdilikle ne ilgisi var. Bu da nihayet bilim ve fikir faaliyeti üzerine oturan bir kimlik. İsim vermeye zorlamayın.